- Kitap özeti, roman özeti | Çokbilgi.Com - https://kitap.cokbilgi.com -

savaş atı, özetiBu kitapta Ahmet Ümit, annesinin çocukken kendisine anlattığı bir masal dizisini, aslına uygun kalmak kaydıyla ve yıllar sonra tekrar annesine sorup hatırladığı kadarıyla kaleme almaya çalışmıştır. Kitabın adından anlaşılacağı üzere iç içe geçmiş birkaç masal bulunmaktadır kitapta. Bir kralın yaptığı hatayı anlaması için ona anlatılan bir hikaye, arka arkaya masallarla buluşturmuş kralı. Son masaldaki kahramanın anlattıklarıyla ilk masala kadar olan tüm soru işaretleri silinmiş kafasından. Böylece masal masal içinde bir kitap meydana gelmiş.

Vaktiyle halkı tarafından çok sevilen bir kral varmış. Bu kral çok iyi olmakla beraber, kendisini övmeyi ve başkaları tarafından övülmeyi çok sevmesi gibi kötü de bir huya sahipmiş. Bu durumdan rahatsız olan eski dostu ve veziri, ona yaptığı hatayı anlatabilmek için bir gün yine kralın kendisinin ne kadar cömert olduğunu anlattığı bir anda Kör Adam’ın masalını anlatmak istemiş. Bu masalı anlatarak ona bir ders vermek istemiş. Yakın bir köyde yaşayan Kör Adam’ın her gün meydana indiğini ve ensesine vuran herkese bir kese altın verdiğinin hikâyesini duyan kral, bu duruma inanmak istemez ve mutlaka o köye gidip Kör Adam’ı görmek istediğini söyler.

Hemen sonraki gün vezirle birlikte yola çıkmışlar ve Kör Adam’ın gerçekten ensesine vuran bir kişiye bir kese altın verdiğini görmüşler. Kral bunu neden yaptığını öğrenmek için Kör Adam’a yaklaşmış. O ise eskiden beri başka bir köyde yaşayan bir kuyumcunun hikayesini öğrenmek istediğini, eğer bu hikayeyi öğrenip ona anlatırlarsa kendisinin de neden herkese bir kese altın verdiğini söyleyeceğini belirtmiş. Bu kuyumcu yumurta büyüklüğünde bir altını her gün meydanda açık arttırma ile satışa çıkarıyor fakat tam istediği fiyatta alıcı bulduğu anda altını havanda dövüp toz gibi yapıyor ve oradakilerin üzerine üflüyormuş.

Hayret verici ikinci olayı da gözleriyle gören kral, kuyumcuya bunun nedenini sorduğunda yakın bir köydeki demircinin hikâyesini öğrenip gelin, anlatayım demiş. İşinde çok usta olan bu demirci her gün sabah ateşi yakıp demiri ısıtıyor ve tam çekiçle vuracakken bir anda karşıdaki duvara bakıp, oraya doğru hızla koşmaya başlıyor ve duvara çarpıp kanlar içinde yere yığılıyormuş. Bu hikâyenin de gerçek olduğunu gözleriyle gören kral, bunu neden yaptığını sorduğunda civar köydeki bir müezzinin hikâyesini öğrenmeyi şart [1] koşmuş. Bu müezzin ise emekli olmasına rağmen her gün öğle namazı vaktinde camiye geliyor, sevinçle ezan okumak için minareye çıkıyor fakat suratını asarak ezanı okumadan aşağı iniyormuş.

Müezzin de hikâyesini anlatmak için, komşu köydeki bir şapkacının hikâyesini öğrenmeyi istemiş. Son olarak kral ve vezir şapkacıyı bulmuşlar. Ustalıkla yaptığı şapkaları çarşıda satacağı sırada, kalabalığın arasında birilerini görüp olanca hızıyla koşmaya başlayan ve en sonunda mezarlıktaki bir mezarın üzerinde yatan şapkacının neden böyle yaptığının hikâyesini öğrenmek isterler. Şapkacı bu kez öncekilerin hikâyelerini öğrenmek üzere kendi hikâyesini anlatmaya başlar.

Şimdi sırayla kahramanların hikâyelerine kulak verelim…

Şapkacı gençlik yıllarında bir kıza sevdalıymış. Yanında çalıştığı ustası bu durumu fark edince kızı gidip isteyelim demiş. Şapkacı kızı vermezler diye düşünüp hep geri dursa da, ustasının ısrarları üzerine gidip kızı istemişler. Babası kızı vermiş, meğer kız da oğlanı seviyormuş, evlenmişler ve çok mutlu bir hayat sürmeye başlamışlar. Fakat sonra bir savaş [2] çıkmış, şapkacı savaşa katılmış, esir düşmüş ve 17 yıl sonra ancak köyüne dönebilmiş. Köyüne heyecanla dönüp evine yaklaşınca, damda iki kişinin yattığını görmüş. Bir de ne görsün? Çok sevdiği eşi başka bir adamla uyumaktadır. Bunu görünce dünyası başına yıkılan şapkacı ormana doğru kaçmaya başlar. Onu gören eşi ve diğer kişi de arkasından koşmaya başlar. Şapkacı kendini nehre atınca onlar da atlar ama ikisi de boğulur. Şapkacı eşinin yanında yatan kişinin kendi oğlu olduğunu sonradan öğrenir ve hayata küser. Şimdi de her gün onların mezarına koşup ağlamaktadır.

Müezzin’in hikâyesine gelince, bir gün ezan okumak için minareye çıkan müezzin bir Zümrüdüanka kuşu görür. Onu yakalamak için üzerine atılınca kuş onu alır ve göklere doğru yükselir. Hiç bilmediği bir dağın tepesinde, bir saraya bırakır müezzini. Orada bir peri kızı müezzine aşık olur, babasına durumu açar. Babası bir insanla peri kızının evlenmesinin mümkün olamayacağını söyler. Sonra babası “Kırk gün sana hiç dokunmazsa evlenmenize izin vereceğim.” diyerek buna razı olmuş. Otuz sekiz gün müezzin ve peri kızı birbirlerine hiç dokunmamışlar. Bir gün gözden uzak bir köşede yalnız kaldıklarında müezzin peri kızına dokunmuş ve büyü bozulmuş. Peri kızı her şeyin bittiğini söyleyip bir anda kaybolmuş ve kuş onu tekrar minareye geri getirmiş. Müezzinin sürekli üzgün olmasının sebebi de buymuş.

Demirci’nin eşi ona bir gün tavuk pişirmiş. Demirci öğle arasında onu yemek için oturduğunda bir kedi kenarında dolaşmaya başlamış. Demirci tavuğunu paylaşmak istemediği için onu ne kadar kovsa da o geri gelmiş. Bunun üzerine demirci örsün yanına bir parça tavuk koymuş ve kedi onu yemek üzere yanına gelince çekiçle kafasına defalarca vurmuş. Kedi buna rağmen ölmeyip karşıya doğru koşmuş ve demircinin tam karşısındaki duvar bir anda büyülü bir kapıya dönüşmüş, kedi ise çok güzel bir kıza. Demirci de o kapıdan geçmek istediğinde ise kız ona zalimlerin ve paylaşmayı bilmeyenlerin bu kapıdan giremeyeceğini söylemiş. Meğer demirci her gün bu yüzden bu duvara böyle koşup kanlar içinde yığılırmış.

Kuyumcu ise zengin bir aileden geliyormuş ve babasının çok büyük bir kuyumcu dükkânı varmış. Babası ara ara oğlunu da işe götürmek, onu çalıştırmak istediğinde oğlu buna razı olmuyor ve hep arkadaşlarıyla zaman geçirmek istiyormuş. Dahası oğlu babasının dükkânından altın çalıp onların sıkıntılarını çözmek için arkadaşlarına veriyormuş. Babası bunları görünce artık mücadele etmeyi bırakmış, onunla konuşmamış ve oğluna “Bir gün oğlun olursa ona hak ettiğinden çok şey verme ve bir gün çıkmaza düşer de intihar etmek istersen salondaki avizeye kendini as.” diye iki vasiyet bırakıp ölmüş. Babası öldükten sonra da oğlu aynı alışkanlıklarına devam etmiş, har vurup harman savurmuş. Günün birinde elinde hiçbir şeyi kalmamış. Alacaklılar kapıya dayanınca çok sevdiği arkadaşlarından yardım istemiş. Onlar zenginleşip kuyumcu dükkânı açmışlar fakat hiçbiri bizim oğlana yardım etmemişler. Bunun üzerine çocuk intihar etmek için salondaki avizeye ipi bağlamak isteyince bir de görmüş ki avizenin bağlandığı tavanın üstü olduğu gibi altın yumurtalarla dolu. Çocuk bunun üzerine kafayı sıyırmış ve her gün altın yumurtalardan birini satılığa çıkarır fakat hiçbir zaman satmaz, tozunu oradakilere üfürürmüş.

Kör Adam ise bir gün bir kervancıbaşı ile bir yolculuğa çıkmış. Yolculuk sırasında bir geçitte durmuşlar ve kervancıbaşı orada bir hazine olduğunu söylemiş. Dağdan içeri ihtiyarların girmesine izin verilmediği için Kör Adam buradan girmiş, türlü zorlukları ve canavarları geçip bir ölünün göbeğindeki kutuyu alınca tüm yaratıklar kaybolmuş. Bu kutuyu alıp yaşlı adama [3] getiren Kör Adam ve kervancıbaşı, otuz kırk kadar deveyi altınlarla doldurmuşlar. Dönerken kervancıbaşı bu altın yüklü develerden birinin Kör Adam’ın hakkı olduğunu söylemiş. Bunu önce kabul eden, sonra hakkını az bulan Kör Adam diğer develeri de istemiş. İsteye isteye tüm develeri ve altınları kendisi almış. Son olarak ise kervancıbaşının elindeki kutuda ne olduğunu sormuş. Kervancıbaşı bu sihirli kutudaki tozu gözünün önüne sürünce, dünyanın her yerini görebildiğini söylemiş. Kör Adam hemen o kutuyu da alıp tozu gözüne sürmüş ve oracıkta kör olmuş. Açgözlülüğünden dolayı bu hâle düşen Kör Adam, meğer bunun için her ensesine vurana bir kese altın verirmiş.

Orkun KUTLU

Orkun Kutlu



Arka Kapak Bilgisi

Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, cinler cirit oynar iken eski hamam içinde, bir varmış bir yokmuş. Şapkacı’nın büyük bahtsızlığından nefsine karşı girdiği mücadeleyi kaybeden Müezzin’e, ancak gözlerini kaybettiğinde hatasını görebilen Köradam’dan bilge babasının mirasıyla hayata yeniden tutunan Kuyumcu’ya… Hatalar, pişmanlıklar, keder ve elemle örülü masallar ders çıkarmasını bilene huzurun sırrını vaat ediyor, çiğ süt emmiş insanı kendi hatalarında pişmeye çağırıyor.

Aydınlık bir göğü, parıltılı bir denizi, verimli toprakları olan güzel mi güzel bir ülke varmış. Masal Masal İçinde hep aşikâr olduğumuz Doğu’ya has masal geleneğinin tüm karakteristik öğelerini, Batı’nın çok katmanlı kurgu anlayışıyla bir araya getiriyor ve ortaya yerelden beslenen fakat evrensel olarak da kabul görür standartları başarıyla yakalamış bir roman çıkıyor.

Ahmet Ümit aile yadigârı masallarını taşıdığı çıkınını büyük bir cömertlikle seriyor okurlarının huzuruna. Oldukça iyi bir anlatıcı olan annemin düş dünyasını katarak zenginleştirdiği masalları büyük bir keyifle yazıya döktüğümü belirtmeden geçemeyeceğim.

Kitap Bilgileri

Adı: Masal Masal İçinde
Yazarı: Ahmet Ümit
Sayfa Sayısı: 160
Yayınevi: Everest Yayınları
Basım Yılı: 2019

“Ahmet Ümit” – Hakkında Bilgi

Gaziantep’te doğdu. 1983 yılında Marmara Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümünü bitirdi.1985-86 yıllarında Moskova’da Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde eğitim gördü. Türkiye’nin en önemli polisiye ve suç yazarlarından biridir. İlk öyküsünü 1982 yılında kaleme aldı. Bu öykü 40 dilde yayınlanan bir dergide basıldı.

İlk kitabı Sokağın Zulası (Şiir) 1989 yılında yayınlanmıştır. Bu kitabı Çıplak Ayaklıydı Gece (Öykü), Masal Masal İçinde (Masal) Bir Ses Böler Geceyi (Roman), Sis ve Gece (Roman) Kar Kokusu (Roman), Agatha’nın Anahtarı (Roman) adlı eserleri izlemiştir. Hikayelerinden Başkomser Nevzat Çiçekçinin Ölümü Başkomser Nevzat Tapınak Fahişeleri ve Başkomser Nevzat Davulcu Davutu Kim Öldürdü? adlı üç çizgi roman yapılmıştır.

Kitapları yirmiden fazla dile çevrilen Ahmet Ümit’in masalları ve bazı romanları okullarda yardımcı ders kitabı olarak okutulmaktadır. Ahmet Ümit’in romanları sağlam bir polisiye kurgunun yanında derin sosyolojik ve psikolojik çözümlemeler içerir. Ülkenin tarihsel mirası olan Hitit İmparatorluğu Roma İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğu’na dair ilginç bilgiler metinlerinin içine ustaca yerleştirilmiştir. Ama bu çarpıcı tarih notları okurun ilgisini diri tutmaktan çok insan ruhunu tartışmak için kullanılır. Çünkü yazar edebiyatının bir amacı varsa eğer bunun insan ruhunu açıklamak olduğuna inanmaktadır.

Onun romanları Anadolu’nun zengin tarihi üzerinde Poe’nun kurgusuyla Dostoyevski’nin ruhsal çözümlemelerinin bir birleşimi gibidir. Yazdıklarının en önemli özelliği hızlı okunabilir olmasına yanında güçlü bir dile sağlam bir edebiyat estetiğine sahip olmasıdır.


Yazının kaynağı: Kitap özeti, roman özeti | Çokbilgi.Com - https://kitap.cokbilgi.com

Yazının bağlantısı: https://kitap.cokbilgi.com/roman/masal-masal-icinde-ahmet-umit-ozeti/

URLs in this post:

[1] şart: https://www.cokbilgi.com/yazi/sart-kosul-cumleleri-nedir-ornek/

[2] savaş: https://kitap.cokbilgi.com/roman/savas-ati-michael-morpurgo-ozeti/

[3] yaşlı adama: https://kitap.cokbilgi.com/roman/yasli-adam-ve-deniz-ernest-hemingway-ozeti/

Copyright © 2014 Kitap özeti, roman özeti | Çokbilgi.Com. All rights reserved.